Paylaştıklarım
Home Otobiyografim Soyağacım Fotoğraf albümüm Eğitimim Yayın listem Favorilerim Sunularım Seçtiklerim İlgi alanlarım Paylaştıklarım Bağlantılar İletişim Geri Bildirimler

 

Home
Otobiyografim
Soyağacım
Fotoğraf albümüm
Eğitimim
Yayın listem
Favorilerim
Sunularım
Seçtiklerim
İlgi alanlarım
Paylaştıklarım
Bağlantılar
İletişim
Geri Bildirimler

  

 

 

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk diyor:

Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini memleketin, milletin saadet ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur.

 

Sevgili Yaşar Nuri Öztürk Diyor:

İslam, bütün yeryüzünü mabet, bütün meşru fiilleri ibadet ilan eden bir dindir.

Hz. Peygamber, kamunun haklarına, mallarına musallat olanların, Kur’ansal deyimiyle “gulül suçu işleyenlerin” cenaze namazlarını kılmazdı. Bu Muhammedi tavır; Türkiye’yi yönetenlere, siyasetçilerimize, kamu mevkilerinin subaşlarında bulunanlara, ibadetleri şov aracı yapanlara ithaf olunur.

Hz. Peygamber, ölen bir kadının arkasından ağlayanlara “Neden bu kadar ağlıyorsunuz, ne özelliği vardı bu kadının?” diye sormuş ve “Çok namaz kılardı!” cevabını alınca da “Keşke az kılsaydı da namazını böyle dillere düşürmeseydi!” mealinde konuşmuş. Aynı kadının tek hatasının komşularını birazcık taciz etmek olduğunu söylediklerinde ise şöyle buyurmuşlar: “Keşke komşuları kendisinden şikâyetçi olmasaydı da o namazları hiç kılmamış olsaydı!”

Bugünün demokrasi ve özgürlük öncüsü ABD’nin ikinci dünya savaşındaki politikasının esası, bir yandan Hitler’i kullanarak Rusya’yı çökertmek, öte yandan Rusya’yı kullanarak Hitler’i yok etmek olmuştur. Parasının üstündeki “Allah’a güveniriz biz” ifadesinin ABD’cesi ise şudur: “Allah’ı kullanarak kitleleri aldatırız biz”

Hiç düşündünüz mü, kendisini İslamcı ve Batıcı diye tanımlayan iki zıt kutup neden Mustafa Kemal’e aynı anda karşı? Neden Mustafa Kemal’e karşı ikisi de aynı kararlılıkla ve ortaklaşa cephe tutmaktadır? Sebep tek: Mustafa Kemal, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşıdır. Karşı olmakla kalmamış, emperyalist akının tüm namussuz salvolarını yerle bir etmiştir. Oysaki İslamcı ve Batıcı mandacılar, emperyalizme uşaklığı dünya ve ahret mutluluğunun yolu bilmekteler.

Yıl 1932. Birleşmiş Milletlerin nüvesi veya ilk şekli olan Milletler Cemiyeti kurulmaktadır. Dünyanın bu en büyük ülkeler topluluğuna katılmamız için, yakın çevresi, Atatürk’e telkinde bulunuyor. Cevabı şu oluyor Atatürk’ün: “Başvurmayı düşünmüyoruz, ama davet ederlerse değerlendiririz” ve topluluk, başvurma koşulunu Türkiye’yi davet için iptal ederek 43 üyenin oybirliğiyle Türkiye’yi katılıma davet kararı aldı. Ve Türkiye, işte bu davet üzerine o topluluğa katıldı. Atatürk Türkiye’sinde o idik; bugün AB önünde ne olduğumuz belli. Oradan buraya nasıl gelindiğini anlamak için Atatürk’ün şu sözü bize yardımcı oluyor: “Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela biz, kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün iş ve hareketlerimizle göstermeliyiz.

Türkiye bugün, Kurtuluş Savaşı’nın şartları içindedir.

 

 

Sevgili Ömer Hayyam Diyor:

Kim demiş haramla helali bilmez Hayyam?

Ben haramla helali karıştırmam

Dost ile içilen şarap helal

Puşt ile içilen su bile haram!

 

 

Sevgili Miyase İlknur diyor:

Siyasal İslamın mütedeyyin kitlelerin dini duygularını sömürerek yaptığı vurgunun son halkası Deniz Feneri oldu. 1970’lerde Selametköy, GİMTAŞ ve Burak Gıda projeleri için dindar vatandaşlardan toplanan paralar iç edildi. O günlerde MSP’li kadroların marifetiyle yapılan hayal satıcılığı 1990’lı yıllarda da sürdü. Bu kez RP, çeşitli yöntemlerle para topladı. Yurtiçinden çok yurtdışındaki Müslümanların paralarına göz diktiler. Yurtdışı onlar için bir altın madeniydi. Kimi zaman hacca gönderme, kimi zaman vekâleten kurban kesme, kimi zaman Bosna’ya yardım, kimi zaman Adil Düzen Üniversitesi, kimi zaman İslami Holdingle, kimi zaman televizyon kurma bahanesiyle dindar vatandaşların kapısını çaldı. Yurtiçinden ve yurtdışından toplanan paraların küçük bir kısmı görüntüyü kurtarmak için asıl amaca harcanırken, aslan payı ya partiye aktarıldı ya da zimmetlere geçirildi.

22 Şubat 1994’te Başbakan Tansu Çiller, RP’nin yurtiçinde ve yurtdışında Bosna’ya yardım amacıyla topladığı paranın yarısını yerine ulaştırmadığını açıkladı. Çiller’in iddiasına ilk yanıt RP Grup Başkanvekili Şevket Kazan’dan geldi. Kazan, “Çiller, RP yardımlarının yerine ulaşıp ulaşmadığını Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’e sorsun” dedi. Aynı gün Bosna-Hersek Ankara Büyükelçisi Hajrudin Somun, RP’den kendilerine hiç para iletilmediğini açıkladı. 24 Şubat 1994’te Şevket Kazan, toplanan paraların 2 milyar lirasının elden Bosnalı Albay Adem Haciç’e teslim edildiğini belirtti. Ancak Bosna hükümeti, ordularında Adem Haliç adında bir albay bulunmadığını açıklayınca RP’nin yalanı ortaya çıktı.

Mercümek skandalı patlak verince, RP yöneticileri başlangıçta Süleyman Mercümek’i tanımadıklarını açıkladılar. Partinin patasını Mercümek’in dövize çevirip gönderdiği belgelenince RP yöneticileri daha önce tanımadıkları Süleyman Mercümek’i hatırlayıverdiler. Mercümek’in hesaplarını karıştırdıkça benzer başka olaylar da birbiri ardınca çıkmaya başladı.

 

Sevgili T.H. Huxley diyor:

Bilginin azı tehlikeli ise, tehlikeden uzak kalacak kadar çok şey bilen kişi nerede?

 

Sevgili Michael Guillen diyor:

Faraday bir ciltçi çırağıydı. Önceden çizilen kaderine boyun eğseydi, İngiltere'nin üst tabakalarından kişiler için kitap ciltlemekten öteye gidemeyecekti.

 

Sevgili Michael Faraday diyor:

Bilim bize, hiçbir şeyi göz ardı etmememiz ve küçük ayrıntıları küçümsememiz gerektiğini öğretir. Zira, büyük şeyler küçük şeylerden oluştuğu gibi, aslında küçük ayrıntılarda çoğu kez büyük şeyler gizlidir.

 

Sevgili Jared Diamond diyor:

Çin, dünya teknolojisinde başı çektiği dönemde (belli başlı teknolojik ilklerin uzun listesinde dökme demir, pusula, barut, kağıt, matbaa ve daha pek çok şey var) siyasal güç, denizcilik, denizlerin denetimi bakımından da dünyada en öndeydi. Kolomb'un üç çelimsiz gemisi dar Atlas Okyanusu'nu aşıp Amerika'nın doğu kıyısına ulaşmadan yıllar önce, 15.yüzyıl başlarında Çin, Hint okyanusu'nun ta öteki ucundaki Afrika'nın doğu kıyılarına, her biri 120 metre uzunluğunda yüzlerce yelkenliden oluşan, toplam 28.000 tayfası olan donanmalar göndermişti.

Niçin Vasco da Gama'nın üç çelimsiz gemisi Afrika'nın en güneyindeki Ümit Burnu'ndan dolaşıp doğuya giderek Avrupa'nın Doğu Asya sömürgeciliğini başlatmadan önce Çin gemileri Afrika'nın en güney ucundan geçerek batıya gidip Avrupa'yı sömürgeleri haline getirmediler? Çin gemileri niçin Büyük Okyanus'u geçip Amerika'nın batı kıyılarını Çin sömürgesi haline getirmedi?

Çin donanmalarının sonu, bize bu konuda ipucu veriyor. Bu donanmaların yedi tanesi MS 1405 ile MS 1433 arasında Çin'den yelken açmıştı. Daha sonra, dünyanın her yerinde olabilecek tipik bir yerel siyaset sapması yüzünden, Çin sarayında iki hizip (hadımlarla karşıtları) arasındaki kavga sonucu bu donanmaların gönderilmesine son verildi. Donanmaları gönderenler ve onlara kaptanlık edenler birinci hiziptendi. Bu yüzden iktidar savaşını ikinci hizip kazandığı zaman donanma göndermeyi bıraktı; sonunda tersaneleri kapattılar, okyanus aşırı gemiciliği yasakladılar.

 

Sevgili Hikmet Bila diyor:

Kuddisi Okkır'ın bir deri bir kemik kalmış yüzünde kocaman açılmış, boşluğa bakan ama görmeyen gözleri, Ergenekon davasının simgesidir. O gözleri unutmayınız.

 

Sevgili Mustafa Balbay diyor:

Sokrates'e eşi seslenmiş: "Seni haksız yere mahkûm ediyorlar!"

Sokrates karşılık vermiş: "İyi ya... Ya haklı yere mahkûm etselerdi!"

 

Sevgili Ümit Zileli diyor:

Türkiye, tarihinin en açık ve en kritik hesaplaşmasını tüm dünyanın önünde yapıyor!.. Çok uzun süreceğini sanmıyorum!.. Olacak olan ise şimdiden bellidir: Karanlık yırtılacaktır!..

 

Sevgili Cüneyt Arcayürek diyor:

Anımsayalım: İlhan Selçuk, savcılıkta 90 saat süren bir sorgulamadan sonra gün yüzüne çıktığı gün soruşturmayla ilgili çok dikkat çekici, hemen hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir saptama yaptı: "Savcılık, Ergenekon davasını Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirmek istiyor" dedi. Son göz altına almalar, bu saptamanın değerini ortaya koyuyor.

 

Sevgili Hikmet Çetinkaya diyor:

Laik demokratik Cumhuriyetten yana tavır almak; demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri savunmak; gericiliğe, ırk, din, dil, renk ve mezhep ayrımcılığına, bölücülüğe, teröre karşı çıkmak; çetelerle, din bezirgânlarıyla mücadele etmek ve Atatürk'ü sevmek suçsa ben de o suçu işliyorum!..

 

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.) diyor:

Kişi, ahlâkının güzelliği ile geceleri ibadetle, gündüzleri oruçla geçirenlerin ulaşacakları derecelere kesinlikle ulaşabilir.

 

Sevgili Deniz Som diyor:

Türkiye'nin pisliklerden arındırılabilmesi için, İsmet İnönü'nün dediği gibi; bu ülkenin namuslu insanları en az namussuzlar kadar cesur olmakla yükümlüdür.

 

Giordano Bruno diyor:

Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah'ı kullanırlar.

 

Sevgili Genco Erkal diyor:

Hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz!

                                                                            Sivas'93

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

Doğmadan önce başlayan, öldükten sonra da sürecek olan tarihsel zamanın bilincinde yaşamak, insanın tükenmeyen gençliğidir.

 

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk diyor:

Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.

 

Art Linklettr diyor:

Olaylar, onları en güzel gözle görebilenler için en iyi şekilde gelişir.

 

Mark Twain diyor:

Kahkahanın gücü karşısında, hiçbir şey ayakta duramaz.

 

Jimmy Durante diyor:

Aptallıklarımızı gizlemek yerine kabullenirsek, bunlara gülmeye başlarız. Bütün dünya da bizimle birlikte güler.

 

Voltaire diyor:

Tıp Sanatı, doğa insanları iyileştirirken hastaları eğlendirmektir.

 

Sevgili Allen Klein diyor:

"Sorunlarımızın, üzüntülerimizin ve hayal kırıklıklarımızın geçmişte kalmasına izin vermezsek, bunlar omuzlarımızda bir yük haline gelirler."

İki keşiş yolda giderlerken, bir su birikintisinde karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görürler. Keşişlerden biri, diğerini çok kızdırarak kadını taşıyıp suyun diğer yanına geçirir. Yaklaşık bir mil sonra, arkadaşının davranışına çok şaşırmış olan keşiş yorum yapmış: "Biz bakiriz, bırak bir kadını taşıyıp karşıya geçirmek, kadınlara bakmamız bile yasak. Nasıl böyle bir şey yapabildin?" Diğer keşiş karşılık vermiş: "Ben o kadını bir mil geride bıraktım. Sen neden hâlâ taşıyorsun?"

 

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk diyor:

Hiçbir mazeret başarılı olmanın yerine geçemez.

 

Sevgili James D. Watson diyor:

Bilim, dışarıdan insanların sandığı şekilde doğrudan, mantıklı bir biçimde ilerlemez. Tam tersine, bilimin ileriye (bazen de geriye) doğru adımları çoğunlukla kişiliklerin ve kültürel geleneklerin büyük rol oynadığı son derece insani olaylardır.

 

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.) diyor:

Sizin en hayırlı olanınız, insanlara faydalı olanınızdır.

 

Bir Nöroloji Uzmanı şöyle der: 

Önemli olan Beyin kanaması teşhisini koymak ve 3 saat içerisinde bunu tedavi ettirmek ki bu hiç de kolay değil.

Beyin kanaması olduğunu anlamak için aşağıdaki dört adımı uygulamak gerekir:

1-Kişinin gülümsemesini istemek (eğer yapamazsa = Felç demektir)

2-Kişinin 'bugün çok güzel bir gün' gibi çok basit bir cümle söylemesini istemek.

3-Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını istemek.

4-Kişiden dilini dışarı çıkartmasını istemek. (Eğer yamulmuşsa bu da felç geçirdiğine işarettir.)

Eğer kişi bu dört adımdan birini yerine getiremiyorsa – 'lütfen' derhal acil servise haber veriniz ve doktora telefonda durumu izah ediniz.

 

Sevgili İsmail Hakkı Tonguç diyor:

Aydınları serbest okuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan ve açıklayan pek az insan olur. Böyle insanların kıt olduğu yerlerde, fikir hayatı canlanamaz. Toplumun en önemli işleri kanılarını saklayan, esen rüzgâra göre fikir değiştiren kişilerin elinde kalır.

 

Sevgili Bekir Coşkun diyor:

Göbeğini kaşıyan adam; köylü, kenar mahalleli, parası olan, parası olmayan değildir.

Göbeğini kaşıyan adam; okumayan, dinlemeyen, duymayan, görmeyen, olup bitenleri anlamayan... Kendi haline bakıp da niçin süründüğünü sorgulamayan... Teslimiyetçi, kaderci... Çağdaşlık ve uygarlık gibi bir derdi olmayan...Beleş ve avanta ile iradesini satan adamdır.

 

Sevgili Hikmet Bila diyor:

Bugünkü Amerika Başkanı George Bush nasıl başkan olmuştu?

Bir 'yargı darbesi'yle.

2000 yılındaki seçimlerde Florida oylarının sayımında anlaşmazlık çıkmış, itirazları karara bağlayan Amerikan Yüksek Mahkemesi, hükmünü Bush'tan yana vermişti. Bush da bu 'yargı darbesi'yle rakibi Al Gore'u kıl payı geride bırakarak Beyaz Saray'a yerleşmişti.

Amerikan medyasının çok büyük bölümü de bu 'yargı darbesi'ni alkışlamıştı.

Kimsenin aklına Yüksek Mahkeme kararı için 'yargı darbesi' demek gelmedi.

Nedense Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ne açılan kapatma davasının adı Batı basınında 'yargı darbesi' oldu.

 

Sevgili Deniz Som diyor:

Rektör Prof. Dr. Mustafa Akaydın, Üniversitelerarası Kurul Başkanı sıfatıyla İslamcı iktidara teslim olmuyor; AKP'nin YÖK Başkanı yaptığı Yusuf Ziya Özcan'a haddini bildirmekten sakınmıyor. Karşılığında Akdeniz Üniversitesi'nde silahlar patlıyor. Her şey o kadar ortada ki, kör kör gözüm parmağına!

 

Sevgili Nuri Kurtcebe'nin karikatüründen:

Başörtüsü: Müslüman Anadolu kadınının başının örtüsü. Rüzgardan, tozdan korunmak için takılır.

Türban: ABD, AB destekli siyasal ılımlı islam kadınının üniforması. Şeriat için takılır.

 

Sevgili Genelkurmay Başkanımız Sayın Orgeneral Yaşar Büyükanıt diyor:

Din konusu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu güne kadar bazı çevreler ve oluşumlar tarafından istismar edilmiştir. İrticai unsurlar laiklik karşıtı faaliyetlerine, vakıf, dernek, vb isimler altında birtakım legal oluşumlar vasıtasıyla devam etmektedirler.

 

Sevgili Emre Kongar diyor:

27 Mayıs müdahalesine yol açan süreç, Demokrat Parti'nin kendisini iktidara getiren demokratik mekanizmaları, kurum ve kurulları rafa kaldırmasıdır.

 

Sevgili Dursun Atılgan diyor:

İlhan Selçuk, Türk basınının yaşayan bağımsızlık anıtıdır.

 

Sevgili Mustafa Balbay diyor:

Türkiye yönetilmiyor, idare ediliyor! Bu noktada AKP ikinci sorundur. Birinci sorun şudur:

AKP'nin karşısına ne konacak?

Bu soru toplum katında yanıtsız kaldığı sürece ne demokrasimiz gelişebilir, ne ekonomimiz... Ne de toplumsal gerilim düşer.

... AB için önemli olan Türkiye'nin demokratikleşmesi, yasalarının AB'ye uygun olup olmaması değil, AKP'nin başına bir şey gelmemesi... Anlaşılan AB, Türkiye'ye özel AB komiseri atamayla AKP icraatı arasında bir fark görmüyor. O yüzden de ne pahasına olursa olsun, korumaya çalışıyor.

 

Sevgili Mustafa Balbay diyor:

Cumhuriyet'in tirajı arttıkça, Türkiye'nin virajı azalacak...

 

Sevgili Deniz Som yazıyor:

AKP’ye kapatma davası açılması üzerine 23 Nisan’da çocuklara ne diyeceğini bilemeyen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’a yardımcı olmak amacıyla Memduh Menekşe bir metin hazırlamış:

“Meclisimizin sevgili misafirleri, çocuk meclisinin güzel öğrencileri; hani geçenlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partimizin kapatılmasını istemişti de ben bunu Meclis’i kapatma olarak algılayıp, bu gayri hukuki durumu size nasıl anlatabilirim diye uykularımı yitirmiştim. Sevgili çocuklar, yıllar önce ‘Siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz’ diye başlatılan karşıdevrim sürecini solama misyonunu üslenen partimizin genel başkanı elhamdülillah şeriatçıyız nutuklarıyla Başbakan olurken, Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ özdeyişini ilkellik olarak tanımlayan ikinci adamımızı da Cumhurbaşkanı yaptık. Tarikat liderlerine övgüler yağdırdık. Atatürk’ün şeyhler, dervişler memleketi olamaz dediği bu ülkeyi şeyhler, dervişler, tarikatlar ülkesi yaptık. Atatürk’e deccal diyen, cumhuriyetimizi de kâfirlikle suçlayan Saidi Kürdi’ye methiyeler yağdırdık. Hatta geçen günlerde bir konferansına ben de kutlama telgrafı gönderdim. Tüm bunlara rağmen irticanın odağı olamadık. Sevgili çocuklar; Yargıtay Başsavcısının yaptığı milli iradeye karşı gelmek değil de nedir?”

 

Sevgili Orhan Bursalı diyor:

Erdoğan'ın "Millet iradesini hiçe sayarak hukuk tesis edilemez" sözlerinin anayasa ve yasalarda bir zemini yok. Bu, Erdoğan'ın "Bu millet isterse şeriatı da getirir" sözlerine ve anlayışına uygundur, ama anayasal değildir!

 

Sevgili Mustafa Kemal Atatürk diyor:

Dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez.

 

Hoimer V. Diffurth diyor:

Yürü, nasıl olsa bir yere varırsın!

 

Sevgili Mustafa Balbay diyor: 

AB'ye uyum diye zinayı bile Ceza Yasası'ndan çıkaranlar, şimdi de tutturmuş, ille de kızlarımızın "din emri" olan örtü sorununu çözeceğiz diyor!..

 

Sevgili Melih Aşık diyor: 

Açık unutulan mikrofonlar YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan'ı fena yaralıyor. Son mikrofon kazasında... Bir bürokrat, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'a diyor ki:

—Yeni YÖK Başkanı güzel sözler söylüyor...

Bakan Unakıtan şu yanıtı veriyor:

—İsterse söylemesin...

Yusuf Ziya Özcan daha önce de Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın kendisine:

—Aman hocam bir şey söylersen ipimizi çekerler, dediğini açık mikrofonu unutup ağzından kaçırmıştı...

Tabii Maliye Bakanı'nın tehdidi daha esaslı... "İsterse söylemesin" demek YÖK Başkanı'nın hükümetçe kul-köle statüsünde görüldüğünün ispatı...

Oysa.. YÖK aynen Danıştay, Yargıtay gibi bağımsız bir kuruluş... YÖK Başkanı protokolde 12. sırada... Birçok bakanın önünde yer alıyor... Başbakan, geçen dönemde kendisinden YÖK'e karşı bir girişim istendiğinde:

—Benim gücüm yetmiyor, diyerek hükümetin YÖK önündeki çaresizliğini ifade etmişti.

YÖK her zaman üniversite ve bilim camiasının asalet ve onurunu temsil etti.

Bugün ise bilim dünyasının hükümet önünde ezilişini temsil ediyor.

Hükümetin YÖK'e karşı aşağılayıcı tavrı tüm akademik yaşama hakarettir.

YÖK Başkanı ya Maliye Bakanı'na cevap vermeli ya da o görevi bırakmalıdır...

 

"Türkiye; Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geri kalan her şeyi Atatürk'e..."

                                                                Daniel Dumoulin

Sevgili Emre Kongar diyor:

Dindarların en büyük düşmanı dincilerdir;

Türbanlıların en büyük düşmanı da türbancılar!..

 

Sevgili Emre Kongar diyor:

Sorun "türbanlılar" değil.

Sorun "türbancılar".

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

Atatürk devrimi, "Reform-Rönesans-Aydınlanma" üçlemesini "Milli Kurtuluş Savaşı" ile birlikte bir kuşağın tarihsel bilincine aşılayan olağanüstü bir uygarlık atılımıdır...

Dünya ve İslam coğrafyasında tektir...

 

Sevgili Bekir Coşkun diyor:

Bir Başbakan, 15 askerinin şehit edildiği gece "Önümüzdeki ay Amerika'ya gidiyorum, bunu Başkan Bush ile konuşacağız" dememeli. 

 

HİÇBİR ŞEY BİRDEN OLMADI

Önce ezanı arapçaya çevirdiler.

Dinlediniz. 

Sonra "Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz" dendi. 

Demokrasi sandınız. 

Sonra bir çığ gibi kur'an kursları, imamhatip okulları açıldı.

Din dersleri anayasal zorunluluk oldu. 

Kabullendiniz. 

Tesettür arttı, cami sayısı okulları geçti, inanç özgürlüğü saydınız.

Giyim kuşama müdahale ettiler, oruç tutmayanı öldürdüler. 

Şaşırdınız. 

Daha sonra bilim adamı ve yazarları vurdular. 

Milletvekili ve gazetecileri parçaladılar. 

Şairleri ve semahçılarımızı yaktılar. 

Kimin yaptığını düşünüp durdunuz. 

En sonunda kapınızı ÇALACAKLAR, size kendinizden başka yardım edecek kimse KALMAYACAK !

                       Edebiyatçılar Derneği 1994 Yılı Bildirisi  

 

Sevgili Emre Kongar diyor:

"Terör ya da din gibi araçları siyasette kullanan iktidarlar, sonunda bu her iki aracın da denetimini ellerinden kaçırıp onlara teslim olur."

Tarih, bu sürecin sayısız örneğiyle ve bu nedenle yaşanmış pek çok kanlı felaketle doludur.

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

ABD desteğini AKP'nin arkasından çeksin, ülkemizde dinciliğin sonu çok çabuk gelir...

Ama, Amerika İslamcılığı destekledikçe, dincilik yoğunlaşacak, mahallede türbancılık baskısı dinciliğin taban siyasetine dönüşecektir...

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

Kan davası aydınlık ve çağdaş insana yakışmaz...

Ben laik Atatürk Cumhuriyeti'nin varoluşu ve bütünlüğü için, dün bana işkence etmiş olanlarla bugün el ele vermeyi yurtseverliğin doğal ve sade gereği sayıyorum.

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

22 Temmuz seçimlerinde AKP'nin kazanmasını isteyenlerin kısa listesi:

Kıbrıs Rumları..

Fetullah Gülen..

Celal Talabani..

Mesut Barzani..

PKK teröristleri..

Ve Amerika..

Meydanları dolduran AKP seçmenleri ne yazık ki bu listeyi bilmiyorlar; Meclis Başkanı Anayasa Mahkemesi'ne bindirdi mi hazreti alkışlıyorlar...

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

Dünya ahvaline ve insanlığın haline baktığımızda görüyoruz ki en uygarından en ilkeline dek herkes kafayı yemiş...

Cahit Irgat'ın "İnsan" adlı şiiri, çok yıllar önce sanki bu gerçeği vurgulamak için yazılmış:

"Allah'ı şimdi gördüm

Ağlıyordu.

İki gözü iki çeşme,

Elinde fener,

Diyojen'i arıyordu."

İsa'dan sonra 1'inci yüzyılda yaşamış şair Martialis yazmış:

"O suyu kirletmeye kıçın yetmez

Kafanı daldır, Zoilus, kafanı!.."

Sevgili Emre Kongar diyor:

Türkiye kızgın ve susuz çölün ortasında, bir şeytan üçgeninin göbeğinde serin, yeşil ve sulak bir alan:

Bir vaha.

1,3 milyarlık islam dünyasında, 52 devlet arasında tek ve biricik laik ve demokratik ülke:

İnsanlık için bir örnek, eşi bulunmaz bir mücevher.

 

"Yaptığımız şeyler için pişmanlık zamanla geçer, ne var ki, yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur"

                                                        Sydney J. Harris

 

        "Davranışlarından utanıp sıkılma, yaşamın tümü denemedir."

                                                        Ralph Waldo Emerson

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

ABD hem PKK'nin arkasında...

Hem AKP'nin arkasında...

Ve insanlarımız şehitleşiyor!..

 

PKK, emperyalist ABD'nin  Anadolu'daki vurucu gücüne dönüştü...

Ancak PKK can aldıkça, Anadolu Türk'ünde ve Kürt'ünde bir telaş görülüyor:

-Aman birbirimize düşmanlaşmayalım!..

Boşuna bir telaş bu!..

Anadolu halkının bilinci, sağduyusu, töresi, deneyimi, bedeninin gözeneklerine sinmiştir...

Barış içinde bir arada yaşamak güdüsünün erdemli gücünde Türk'ü de Kürt'ü de eritecek kadar insanlaşmak, Anadolu halkının göreneksel bilgelik şiarıdır...

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

İrticanın dibi yoktur!..

İslam Devleti'nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!..

Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır basmaya başladı mı, insan silinir gider...

İnsanın yerini kim alır?..

Mürteci!..

İşin en kötü yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber, Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır...

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine okkalı bir tokat vurmuş...

Baba hızla dönüp bakınca açıklamış:

-Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı...

Bektaşi:

-İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah'ın bu işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...

 

Sevgili Erol Manisalı diyor:

ABD ve İngiltere son aylarda TSK'nin "siyasete müdahale etmesine" çok kızmışlar. Oysa 12 Eylül 1980 darbesi hem Washington hem de Londra tarafından alkışlarla karşılanmıştı. Çünkü yapanlar, "onların çocuklarıydı".

Bugün mutıra verenler ise Washington ve Londra'nın hiç hoşlanmadığı şeyler söylüyorlar:

-Çekiç Güç büyük hataydı; (ABD ve İngiltere Türkiye'yi kandırdı).

-Irak'ın kuzeyinde Talabani, Barzani ve PKK'nin esas arkasındakini görelim (yani ABD, İngiltere ve İsrail'i; esas düşman onlar).

-Türkiye'nin AB ile görüşmelerindeki çerçeve belgesi Türkiye'yi bölmeye yönelik maddeler içeriyor (AB bizi bölmek istiyor).

Evet bugün bunları söyleyenler dünkülerden çok farklı.. "Onların çocukları değil"...

Olaylara Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından bakıyorlar; ABD, İngiltere ve İsrail'in maskesini düşüren şeyler söylüyorlar.

Bunlar Cumhuriyet'in, Atatürkçü düşüncenin ve Lozan'ın yanında.

 

"Seçime üç gün kalıncaya kadar ciddi aday belli değil; son anda Başbakan'ca 'atanıyor'. O aday da, seçiliş kuralları konusunda inancına karşın, birden bire telaşa düşüp 367'yi sağlamak için kapı kapı dolaşmakta.

        Tuhaf olan şu: Meclis toplantısının birkaç dakika öncesine kadar sürdürülen çekişmeler, tutum değişmeleri ve parti pazarlıkları sürüyor.

        Daha da vahimi, söz konusu aday, yedi yıl görev yapmış bir Cumhurbaşkanı'nın, 14 Nisan'da alanları dolduran milyonu aşkın bir halk kitlesinin ve yaşamsal sorumluluklar taşıyan bir Genelkurmay Başkanı'nın uyarılarına karşı dayatmacı bir 'meydan okuma'yla belirlenmiştir."

                                                Mümtaz Soysal

 

"Başbakan Erdoğan, çok tehlikeli sonuçları olacak siyasi bir kumar oynamıştır. Başbakan ve partisinin Cumhurbaşkanlığı makamını siyasi ve ideolojik misyon yeri olarak gördüğü bütün çıplaklığıyla anlaşılmıştır. Cumhurbaşkanlığını zapt edilecek son kale olarak gören bu zihniyetin, bu yüce makamı devletle hesaplaşma aracı olarak kullanmak istediği ortaya çıkmıştır."

                                                Devlet Bahçeli

 

          SONUÇ: Lütfen tıklayınız

 

        SONUÇTAN ÇIKAN SONUÇ: "Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, meczuplar memleketi olamaz."

                                                            Mustafa Kemal Atatürk

 

Sevgili Mustafa Balbay diyor:

Tandoğan’da tan doğdu, tan yeri ağardı...

Tandoğan’dan çıkarılacak çok ders var.

Tandoğan bir gerçeği yüz binlerce kişinin ağzından haykırdı:

Türkiye’de AKP sorunu yoktur, AKP’nin karşısına konacak hareket sorunu vardır.

Anadolu, Ankara’ya gelip haykırdı:

Gövde hazır!

 

Sevgili İlhan Selçuk diyor:

Soru:

RTE kendi kendisini ya da saptadığı bir başka kişiyi Cumhurbaşkanlığına tek başına atasa bile o kişi Çankaya’da ne kadar oturabilir?..

Bu soru Türkiye’nin varoluş sorunudur.

***

Dilimizde bir deyiş var:

“-Biz bu yurdu sokakta bulmadık!..”

Nerede bulduk?..

Milli Kurtuluş Savaşı’nda!..

Bu vatanı parçalayıp bölmek isteyenler savaşı göze almalıdırlar...

Gerekirse bu yolda İkinci Milli Kurtuluş Savaşı da verilir...

Türkiye’yi içinden vurup çökerteceklerini, bölüp parçalayacaklarını, irticaya kurban edeceklerini sananlar takkelerini önlerine koyup düşünmelidirler...

 

Sevgili Oral Çalışlar diyor:

Milletimizin hiçbir zaman bir partiye ve bir eğilime takılıp kaldığını görmedik. Halkımız, defalarca değişik siyasi eğilimleri iktidara taşıdı, beğenmeyince de indirmesini bildi. İktidarları halk belirlemeli ve değiştirmelidir. Bunun dışındaki yollar, bu ülkeye yarar getirmedi.

                                            

İsmet İnönü, bir gazeteciyle yaptığı konuşmanın bir yerinde,

    -Adnan Menderes çok hata yapıyor, demiş.

    Gazeteci de dayanamayıp sormuş:

    -Peki Paşam, siz hiç hata yapmadınız mı?

    -Çook, diye yanıtlamış Paşa.

    Sonra da gülümseyerek devam etmiş:

    -Ama ben aynı hatayı iki kere hiç yapmadım.

                                            Ali Sirmen

 

Batılılar bize diyorlar ki,

        -"Türklüğü aşağılayanları cezalandıran 301'inci maddeyi Türk Ceza Yasası'ndan kaldırın!.."

        Ama Doğu Perinçek ne kimseyi aşağılamış ne de kimseye "Gözünün üstünde kaşın var" demiş; yalnız Ermeni soykırımını doğru olmadığını söylemişti; cezayı yedi...

        Avrupa "Ermeni soykırımı yoktur" diyeni cezalandırırken Türklüğü aşağılayanların bağışlanmasını istiyor...

        Sanırım Batı dünyasının çivisi çıktı...

                                            İlhan Selçuk

 

"Ne ah edin dostlar, ne ağlayın!

        Dünü bugüne

        Bugünü yarına bağlayın!"

                                            Nazım Hikmet

 

"Tek ölümdür son amacı gerçeğin,

        Yaşam ise hazırlık son amaca."

                                            Dobromir Tonev

 

Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27 olsun, katil kim olursa olsun bir zamanlar bebek olduğunu biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratmayı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.

                                           

 

Sevgili Hocam Prof.Dr. Münir Büke Diyor:

Kemalizm ve Atatürkçülük, Türk ulusunun özgür irade ve tam bağımsızlığına dayalı, aklın ve bilimin öncülüğünde çağdaşlaşmayı amaç edinmiş, toplumun refah ve mutluluğunu en üst düzeyde tutmaya yönelik; halk egemenliğine dayalı, demokratik, laik, çağdaş, cumhuriyet ilkelerinden ödün vermeden bir yönetim biçimini öngören dinamik yapısı ile bir düşün ve eylem bütünüdür. 

 

Frank McCourt Diyor:

Benim öğretmekte olduğumu sandılar.

Ben de öğretiyorum sandım.

Öğreniyordum.

 

Nazım Hikmet Diyor:

Her Türk gibi ben de her gram Türk toprağının Türklere ait olduğundan kuşku duymam. Vücudumdaki bütün kanı bu bir gram Türk toprağı için dökmeye hazırım...

 

Sevgili Orhan Karaveli Diyor:

Vücudundaki bütün kanı bir gram Türk toprağı için dökmeye hazır olduğunu söyleyen Nazım'a iki metrekare Türk toprağını çok görmemeli...

 

Sevgili Mustafa Kemal ATATÜRK demiş ki:

Efendiler, Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre uygun yapmak, yürümek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatlariyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.

Temel ilke, Türk ulusunun şerefli yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık önünde uşaklıktan öte bir gözle görülemez. Yabancı bir devletin güdümüne girmeyi istemek, yoksunluğu, güçsüzlüğü, uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir... Oysa Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. Öyleyse ya bağımsızlık ya ölüm.

 

Sevgili Dorothy Law Nolte Diyor:

Bir çocuk,

sürekli eleştirilmişse, kınamayı ve ayıplamayı;

kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi;

alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı;

sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı;