|
|
|
|
28 EKİM 1946 günü Türkiyede Balıkesir ili Sındırgı ilçesi Düvertepe köyünde Hasan Hüseyin ALTINIŞIK-Hediye ERYILMAZ evliliklerinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. Doğduğum gün öğleden sonra tüm Türkiyede bayraklar göndere çekildi ve ertesi gün Türkiye Cumhuriyetinin 23.kuruluş yıldönümü kutlandı. Ne güzel bir rastlantı! Çocukluğum,
zamanında on sekiz köyün bağlı olduğu ve hükümet konağı
bulunan nahiye merkezi olan Düvertepede geçti. Ülkemde tek partili dönemden
çok partili döneme geçişin ve iktidar değişikliğinin köyümde
de coşkulu kutlamaları olduğunu hatırlıyorum. İlkokul
eğitimini 1952-1957 yılları arasında Düvertepe
ilkokulunda aldım. İlk üç sınıfta birleştirilmiş
sınıf eğitimi, dördüncü ve beşinci sınıflarda
tek sınıf eğitimi uygulanıyordu. Eğitim-öğretim yılı
eylül ayı ortalarında başlıyordu ve ben, pekmez kaynatma işimiz
bitinceye kadar bağ evimizden okula gidip gelirdim. Eğitim-öğretim
yılı bitimi mayıs ayı başlarıydı ve ben, yaz
başlayıncaya kadar her gün iki kilometre kadar uzaklıktaki
sarı alan yaylasına mandaları götürüp getirirdim (sevgili
eşim manda çobanlığı yapardım dememe kızıyor).
O zamanlar sarı alan yaylası harikaydı; kurt, çakal, domuz, ayı,
tilki, akbaba, kartal, karga, üveyik, bülbül ve daha pek çok memeli veya
kanatlı yırtıcı hayvan bulunurdu; kargalar ve kurbağalar
ile bunların yavrularıyla dostluklarımız, acı-tatlı
anılarımız oldu; sekizinci kardeş saydığım teyzem oğlu
sevgili Metin Şentürk
şimdi bunları hatırlatıp anlatınca bazen utanırız
bazen güleriz. Yaz başında bağ evine taşınır ve oradaki
tarlalarda orak biçme, döven sürme, bahçe çapalama ve sulama gibi işlerde
çalışırdım. Ayrıca mandaları ekinleri biçilmiş
tarlalarda otlatırdım. Sıtmaya yakalandığımı
ve sıtma nöbetlerini tarlalarda ağaç gölgelerinde geçirdiğimi
hatırlıyorum. Düvertepeden başka, köyümüzün karşısındaki
Şapçı köyünü karşıdan gördüğümü ve bir defa da
iki kilometre kadar uzaklıktaki Sakarı köyüne gittiğimi de hatırlıyorum. Ortaokul
eğitimimi 1957-1960 yılları arasında Sındırgı
Ortaokulunda aldım. Babam, ocak başı olan bir odaya bir yer
yatağı, birkaç kap ve biraz odun ile beni yerleştirip köye dönerdi.
Annem, ilçede pazar kurulduğu cumartesi günleri köyden ilçeye
gelenlerle haftalık ekmek, yoğurt ve diğer yiyeceklerle beş
lira kadar harçlık gönderirdi. Sabahları suyu kaynattıktan
sonra biraz tarhana katıp karıştırarak çorba yapmayı o
zaman öğrendim. Okula giderken ocağı yakıp saç ayağı
üzerine, okuldan gelinceye kadar pişsin diye kuru fasulye tenceresini
koyup gittiğimi hatırlıyorum. Bilinçsizlik mi çaresizlik mi
cesaret mi? Arayıl tatili ya da yaz tatili başladığında
bazen yaya olarak ilçeye otuz beş kilometre uzaklıktaki köyüme dönerdim.
Köye vardığımda genelde annemi evde bulamazdım; tarlada işte
ya da hayvanların başında olurdu. O yıllarda mandalarımız
azdı ama 60-70 kadar koyunumuz vardı. Ben, Sındırgıdan
gelir gelmez eşyalarımı eve bırakıp annemden koyunların
sorumluluğunu teslim alırdım ve bu sorumluluk, Sındırgıya
okuluma döneceğim güne kadar sürerdi (sevgili eşim, koyun çobanlığı
yapardım dememe de kızıyor). Tatillerde tek lüksüm, Simav çayı
kıyısında bulunan tarlamıza armut toplamaya gittiğimde
çayda yüzmeye çalışmaktı. Sındırgı
Ortaokulunu 1960 yılında bitirdim ve aynı yıl 27 Mayıs
1960 ihtilali sonrası ülkemdeki değişimleri de görüp yaşadım. Ortaokul
mezunu olarak girdiğim Edirne Erkek Öğretmen Okulu giriş sınavını
kazanmam üzerine Babam tarafından bu okula parasız yatılı
olarak yerleştirildim. 1960-1963 yılları arasında Edirne
Erkek Öğretmen Okulunda parasız yatılı öğrenciliğim
çok iyi geçti. Staj döneminde
bitki kökleri konusunu anlatmak için tarlaları dolaşıp
birçok bitki kökü toplayarak derse getirdiğimi ve dersten sonra sınıf
öğretmeninin gözlemci arkadaşlarıma arkadaşınız
yirmi yıllık deneyimli bir öğretmen gibi ders anlattı.
dediğini hatırlıyorum. Ne güzel bir onurlandırma! 1963
yılında, henüz on yedi yaşında iken, Edirne Erkek Öğretmen
Okulunu bitirip ilkokul öğretmeni oldum. Milli Eğitim Bakanlığından
Düvertepedeki adresime gelen mektuptan gıyabımda kura çekildiğini
ve Çorum ili, Sungurlu ilçesi Müdü köyü ilkokulu öğretmenliğine
atandığımı öğrendim. Süresi içerisinde görev yerime
gidip görevime başladım. Bu arada girebileceğim tek sınav
olan Eğitim Enstitüsü giriş sınavına kendi kendime hazırlandım.
Müdü köyü ilkokulunda okulu açıp eğitim-öğretimi başlattıktan
sonra öğrencileri vekil arkadaşıma teslim ederek izin aldım
ve sınava girmek üzere Balıkesire geldim. Girdiğim Balıkesir
Necati Eğitim Enstitüsü giriş sınavını kazanmam üzerine
ilkokul öğretmenliği görevimden ayrıldım ve Balıkesir
Necati Eğitim Enstitüsü Fen
Grubu Öğretmenliği Bölümüne kaydımı yaptırdım.
1963-1965
yıllarında Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsünde parasız
yatılı olarak okudum. Bu okulda da parasız yatılı öğrenciliğim
çok iyi geçti ve hatta bölüm birincisi oldum diye mezuniyet töreninde fotoğraf
albümü hediye ettiler. 1965
yılında, on dokuz yaşında iken, Balıkesir Necati Eğitim
Enstitüsü Fen Grubu Öğretmenliği
Bölümünü bitirip orta dereceli okullarda öğretmenlik yapma hakkını
elde ettim. Milli Eğitim Bakanlığından Düvertepedeki
adresime gelen mektuptan bu defa öğretmenlerimin takdirleriyle öğretmen
okullarında öğretmenlik yapmak üzere seçildiğimi ve bu okullar
arasında gıyabımda çekilen
kura sonucu Samsun ili Ladik ilçesi Akpınar İlköğretmen
Okulu Fen Grubu öğretmenliğine atandığımı öğrendim.
Süresi içerisinde görev yerime gidip görevime başladım. Artık
eğitim dönemim bitmişti ve iş-meslek hayatım başlamıştı.
On dokuz yaşında ilkokul öğretmeni yetiştirmeye başladım.
Ne büyük onur! Samsun
ili Ladik ilçesi Akpınar İlköğretmen Okulunda bekar Fen
Grubu öğretmeni iken, Samsun Kız Eğitim Enstitüsü Edebiyat
Grubu Öğretmenliği Bölümünde okuduğu duyumunu aldığım
ortaokul arkadaşım Nuriye KAYIRANı 1966 yılında
gidip buldum. Bir yılda Nuriyenin kalbini de kazandım ve 1967 yılında
O okulunu bitirdikten sonra nişanlandık. Nuriye Yozgat ili Akdağmadeni
Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine atandı ve ben bir yıl süreyle
hafta sonlarında Ladikten Akdağmadenine gidip geldim. Kamyon
yolculuklarını ve gazete dağıtım arabalarının
ne kadar hızlı gittiğini o yıl öğrendim. Nihayet eğitim-öğretim
yılı geçti ve Nuriye ile evlendik.
Nuriyenin de tayininin Akdağmadeninden Ladike olması üzerine
tek odalık bir lojmanda evlilik hayatımız başladı.
Neyse ki kısa süre sonra iki odalı bir lojmana geçebildik. Evli
olunca baba da olunuyormuş. Sevgili kızımız Gökselin doğumuyla bu onura da sahip oldum. Ne güzel bir duygu ve
mutluluk! Öğretmen
olup ilkokul öğretmeni yetiştiriyordum, baba da olmuştum ama henüz
vatan görevim askerliğimi yapmamıştım. Garip bir durum
belki ama bu beni rahatsız ediyordu. Nasıl olduysa sevgili eşimle
de anlaşıp askerliğimi yapmaya karar verdim ve 1970 yılında
askere alınmam için askerlik şubeme başvuruda bulundum. O sırada
eşim ikinci defa hamile kaldı ama ben askerlik için başvuruda
bulunmuştum ve bir bebek ile hamile eşimi bırakıp askere
gidecektim. Neyse 1970 yılında Ankara ili Polatlı ilçesinde Topçu
ve Füze Okulunda Yedek Subay Adayı olarak askerliğime başladım.
Yedek subay okulunda da hayat güzeldi. Oğlumuz Hakanın dünyaya gelişini yedek subay okulundayken haber aldım.
Eğitim sonunda dönem birincisi oldum diye törenle saat bile
verdiler. Tek hoş olmayan olay, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasının
verilmiş olması ve sonraki gelişmelerdi. Askerliğimin geri
kalan on sekiz ayını Adanada 6.Kolordu Komutanlığı
Topçu Grup Komutanlığında yaptım. Askerlik bitiminde
tekrar Akpınar İlköğretmen Okulu Fen Grubu öğretmenliğine
döndüm. Döndüğümde oğlum Hakan on beş aylık olmuştu.
Ben yokken çektiği çile ve katlandığı fedakarlıklar için
Eşime minnettarlığımı ve teşekkürlerimi her zaman
ifade ederim. Çocuklarımız
Ladikte büyüdüler, lojmanda rahatımız da iyi idi ama bu arada başka
yerler ve yaşam tarzları görmeden de yıllar gelip geçiyordu.
Hakkımızda daha hayırlı olacağını düşünerek
1974 yılında naklen tayinimizi istedik. Kıbrıs Barış
Harekatı ile birlikte bizim de naklen tayinimiz Aydın ili Germencik ilçesi
Ortaklar İlköğretmen Okuluna yapıldı. Dokuz yıl
gibi uzun bir süre bir yerde kalıp alıştıktan sonra yeni
bir yere yerleşmenin ve alışmanın zorlukları oluyor.
Biz de bu zorlukları Ortaklarda yaşadık ama buraya da çabuk
alıştık. Ancak siyasi bunalımlı zor dönemler yaşadık.
1979 yılında kızımız Göksel Ortaokul birinci sınıfta
ve oğlumuz Hakan İlkokul dördüncü sınıfta idi. İzmirde
birikimlerimizle ve borçlanarak aldığımız ev de bitmişti.
Bu defa İzmire naklen tayinimi istedim ve İzmir İnönü Lisesi
Fen Bilgisi Öğretmenliğine naklen tayin oldum. Eşim ve çocuklarımın
da gelmesiyle İzmirde kendi evimizde oturur ve yakın bir okulda öğretmenlik
yaparak yeni bir yaşam sürmeye başladık. O zamanlarda İzmirde
okullarda ikili öğretim uygulanıyordu ve öğretmenlerin boş
vakitleri çoktu. Pazarcılık ya da pazarlamacılık yapan özel
ders veren arkadaşlarımız vardı. Ben de denedim ama
beceremiyordum. Bir şeyler de yapmak istiyordum. 1980 yılında 12
Eylül Müdahalesi olmuştu ve gene değişik bir dönem yaşıyorduk.
İşte 1980 yılı sonlarında bizim için kader ağlarını
nasıl örmüşse birden hayatımız değişmeye başladı.
Bir akşam yemeğinde televizyonda üniversitelere giriş sınavı
için başvuruların ertesi gün sona ereceği anonsunu duydum.
Hemen sevgili eşime biraz da şaka olarak bak son fırsatmış,
kaçırmamalıyım, başvurayım mı? dedim. Eşim
ciddiye aldı ya da bana öyle geldi tabii ya başvursan iyi olur.
deyince bu sefer ben onun demesini ciddiye aldım. Ertesi gün ayın son
günü olduğundan bizde yatıracağımız harç parası
yok, çalıştığımız okulda da başvuru formu
yok. Neyse kader ağlarını örmüş ya işler yolunda
gitmeli. Bir dosttan bir günlüğüne borç para aldık ve bir başka
okuldan form bulup başvurumu yaptım. Bundan sonra artık sınav
için hazırlanmam gerekti. O zamanlar gazetelerde sınava hazırlık
sayfaları vardı ve ben elime geçen her gazetenin sınava hazırlık
sayfalarındaki sorularını çözmeye başladım. Öyle ki
yerde gördüğüm gazete parçalarını bile alıp soru sayfası
mı diye kontrol ediyordum. 1981
yılında, otuz beş yaşında iken, üniversitelere giriş
sınavına girdim ve birinci tercihim olan Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesini 25.sırada olarak kazandım. Doğrusu bu başarıyı
beklemiyordum. Belki devam zorunluluğu olmayan Hukuk Fakültesi gibi bir
Fakülteyi kazanabilmeyi istiyordum. Ailemle birlikte bir durum değerlendirmesi
yaptıktan ve onların da onayını aldıktan sonra kaydımı
yaptırmaya karar verip 1981 yılında Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesine kaydımı yaptırdım. Öğrencisi
olduğum Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İzmirin bir ucunda,
öğretmenlik yaptığım İnönü Lisesi diğer ucunda
ve ulaşım sorunu had safhada. İnönü Lisesindeki yöneticilerim
çok anlayış gösterdiler ve destek verdiler. Az sayıdaki
derslerimi günün son saatlerine programlıyorlardı; kendilerine
minnettarım. Ben, erkenden tıp fakültesine gidip dersleri alıyor
ve son derslerden biraz erken ayrılıp İnönü Lisesindeki
derslerime yetişiyordum. Rahatlıkla söyleyebilirim ki her iki okuldan
da benim görevimi aksattığım gibi şikayet
ve hatta memnuniyetsizlik olmadı. Hatta İnönü Lisesinde çocukları
benden ders alan arkadaşlarım, çocukları benden ders aldıkları
için memnuniyetlerini ifade ediyorlardı. Ne gurur verici bir durum! Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenciliğim de iyi geçti.
5.sınıfta iken kızım Gökselin de Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesini kazanmasıyla birlikte aynı okulda okuyan baba-kız
öğrenci olmamız daha güzeldi. İntörnlük döneminde stajları
yapabilmek için İnönü Lisesinden İzmir Akşam Ticaret Lisesi
Fen Bilgisi Öğretmenliğine naklen tayinimi yaptırdım ve böylece
biraz daha rahat oldum. Sabredince zor günler geçiyor ve güzel günler nasıl
olsa geliyor. 1987 yılında, kırk bir yaşında iken, Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesinden Tıp Doktoru olarak 11.sırada
mezun oldum. 1987
yılında, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Tıp Doktoru
olarak katıldığım zorunlu hizmet kura çekiminde Rize ili
Ardeşen ilçesi Tunca Sağlık Ocağı Hekimliğini
çektim. Milli Eğitim Bakanlığından alınan
muvafakatla Eğitim Hizmetleri Sınıfı memurluğundan Sağlık
Bakanlığına bağlı Sağlık Hizmetleri Sınıfı
memurluğuna geçmiş oldum. Personelimle birlikte, Kaçkar dağları
eteklerindeki Tunca Sağlık Evini Sağlık Ocağı
olarak faaliyete geçirip hizmet vermeye çalıştık. Beş ay
kadar Tunca Sağlık Ocağı hekimi olarak görev yaptıktan
sonra Rize il merkezindeki 2 nolu Sağlık Ocağı Hekimliği
ve Sağlık Müdür Yardımcılığı görevine
atandım. Rizede ailemden ayrı idim ve böyle giderse Rizede uzun
süre kalacağım gibi geliyordu. Tıpta Uzmanlık Sınavına
(TUS) girmeyi bir çıkış yolu olarak gördüm ve aileme kavuşmak
isteğiyle bu sınava girmeye karar verdim. Hazırlık için
yirmi günüm, daha doğrusu mesaiden sonra kalan yirmi yarı gecem vardı
ve programımı ona göre yapmıştım. Bu yirmi günde
programımı aksatmadan uygulamak istiyordum. Bu arada İzmirden
Rizeye ziyaretime gelen eşime neden geldin? dediğimi eşim
arada sırada hatırlatır ve beni utandırır. 1988
yılında ilk kez girdiğim TUS sınavında üçüncü
tercihim olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı
Biyokimya ve Klinik Biyokimya Asistanlığını kazandım.
1988-1992 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
Biyokimya Anabilim Dalında Biyokimya ve Klinik Biyokimya Asistanlığı
günlerim çok güzel geçti. Asistanlık süremin bitiminden sonra aynı
yerde Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanı olarak Çalışmaya
devam ettim. Burada Uzmanlık günlerim de çok güzeldi. 1995
yılında, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya
Laboratuvarında Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanı iken, hocalarımın
referansıyla Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanından
kuruluş halinde olan fakültelerinde öğretim üyesi olmam teklifini
aldım. Hocalarımın referansları beni çok onurlandırdı.
Bunu bir istek veya emir gibi düşündüğüm için Dekanın
teklifini kabul ettim. Başvuru ve diğer işlemlerin gerçekleşmesiyle
birlikte 1995 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik
Biyokimya Laboratuvarı Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanlığından
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı öğretim
üyeliğine Yardımcı Doçent olarak naklen atandım. Adnan
Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesinde mezuniyet öncesi tıp eğitiminin
programlanması ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya
laboratuvarının kuruluş çalışmaları yaptım.
Fakültede mezuniyet öncesi tıp eğitimi başladıktan sonra
probleme dayalı öğrenme çalışmalarının
programlanması ve organizasyonundan sorumlu birimin başkanlığı
ile birinci sınıf koordinatörlüğünü üstlendim. Ayrıca
Aydın Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcılığı
görevini de üstlendim. Zaman
çabuk geçiyor, zor günler de. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesinin
kuruluş yıllarında bunaldığım, kendimi kötü
hissettiğim günlerim oldu. Zorlandım ama sabrettim. Böylece sekiz yıl
geçti ve bu arada doçentlik sınavına girebilmem için asgari şartları
sağladığımın farkına vardım. Bunun üzerine
şansımı denemek amacıyla 2003 yılı Mayıs döneminde
doçentlik sınavına başvurumu yaptım. Belirlenen jüri üyesi
hocalarımın takdirlerine mazhar olmuşum ki dosyamın uygun
bulunmasıyla sınava çağrıldım. 16 Nisan 2004 günü
girdiğim doçentlik sınavı sonunda Doçent ünvanı aldım.
2008
yılında iki onur yaşadım: Birincisi, Kurumumca Füsun Sayek
Bilim ve Hizmet Ödülüne aday gösterilmem; ikincisi de öğretmen ve tıp
fakültesi öğretim üyesi olarak tıp alanında verdiğim
hizmet ve eğitimlerden dolayı Aydın
televizyonu 15. Geleneksel Örnek Hizmet Ödüllerinden Eğitim Dalında
Örnek Hizmet Ödülüne layık görülmemdir. Daha
güzeli, kazandığım ödül üzerine çoğu mesai arkadaşımın
"tebrik ederiz, bir ödül ancak bu kadar yerini bulur; senden başkasına
verilmesi yanlış olurdu" biçimindeki ifadeleridir. Ancak ben hayatı bir okul ve kendimi de bir öğrenci olarak kabul
ediyorum ve bilmediğim çok şey olduğunu düşünerek halen
bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Adnan
Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesinin kuruluş yıllarındaki
öğretim üyeliğimin zor günlerinde güzel olaylar da oldu. Kızım Göksel, torunum Özgeyi dünyaya getirdi. Yeni
doğmuş torunumun başucunda oturup onu seyretmek, anlaşılmaz
biçimde gülümsediğini görerek mutlu olmaktan daha büyük mutluluk
olamaz gibi geliyor. Gene bu dönemde oğlum Hakan, İngiltereye
gitti ve Londrada evlenip kalarak orada yaşamayı seçti. Hakanın
sevgili Eşi Suzi de önce Zeki ve sonra Ruben olmak üzere iki erkek torun verdi. Sarı alan yaylasındaki manda
çobanı (eşimden hoş görmesi ricasıyla) çocuk, halen Adnan
Menderes Üniversitesinde öğretim üyesidir ve torunları
Londranın Sarı alan yaylasının birkaç misli büyüklüğündeki
modern parklarında oynayarak çocukluklarını yaşamaktadırlar.
Ne dersiniz? Teşekkürler.
Bu fani hayatta tanıdığım büyüğüm ve küçüğüm
tüm insanlara teşekkürler. 23
Kasım 2004 |